Murat Yelken - Ses Mühendisi

- Bugüne kadar yaptığınız çalışmalar içinde sizi yansıttığını düşündüğünüz, "bu, benim sound'um" dediğiniz bir çalışma var mı?Murat YELKEN

- Kaan Yalçın'ın geçtiğimiz günlerde piyasaya çıkan Canın Nasıl İsterse adlı albümünün prodüktörlüğünü, ses (sound) tasarımını, müzik direktörlüğünü, kayıt ve mikslerini ben yaptım. Bu albümde yer alan bazı parçalar gerçekten tam istediğim gibi oldu diyebilirim. Sadece miksler açısından baktığımdaysa, albümdeki tüm çalışmalarımdan çok memnunum. Ancak tabii ki tek örnek bu değil; yaptığım mikslerin beni gerçekten tatmin ettiği başka çalışmalar da var.

- Bu prodüktörlük deneyiminizden biraz daha bahseder misiniz?

- Repertuvar seçiminden kapak tasarımına kadar, albümün tüm yapım aşamalarında, işin bizzat başında bulundum. Yapım aşamasında en büyük sorunları parça seçiminde yaşadık. İki yüz kadar besteden eleyerek dokuz tane parça seçtik ve albümde, Sayende isimli parçanın iki ayrı versiyonuna yer verdik. Bilindiği gibi, Türkiye'de ve dünyada iyi beste, hit parça bulma sıkıntısı had safhaya ulaşmış durumda. Eğer çok geniş bir bütçeniz de yoksa iyi parça bulmanız daha da zorlaşıyor. Albüm DMC etiketiyle geçtiğimiz günlerde piyasaya çıktı. Promosyon çalışmaları henüz başlamadığı halde, albümde yer alan İsyankar adlı parça, en çok dinlenen radyo olan SlowTürk'te üst üste iki hafta en çok istek alan parça oldu ve bir numaraya yerleşti.

- Prestij açısından baktığınızda, içinde yer aldığınız en önemli proje hangisidir?

- Şimdiye dek birçok ünlü, değerli isimle çalıştım. Ancak Ali Kocatepe'nin 2005 yılında piyasaya çıkan Tribute (41 Kere Maşallah) albümü benim için çok özel bir değere sahiptir. Türk Pop Müziği'ne yıllarını vermiş, pek çok hit parçaya imza atmış, kişiliğiyle herkesin sevgi ve saygısını kazanmış Ali Kocatepe ile bir yıl beraber çalıştık. Hazırlanan albümde Ali Kocatepe'nin geçmiş zamanlarda büyük başarılar yakalamış ve hala dinlenen pek çok parçası, farklı solistler tarafından yeniden yorumlandı. Yirmi beş şarkının yer aldığı albümde 18 parçanın kayıt ve mikslerini ben gerçekleştirdim. Ayrıca mastering aşamasına ve parçaların ses (sound) tasarımlarına da katkıda bulundum. Benim açımdan albümün yapım aşamasında en keyifli bölüm Neşet Ruacan, Özdemir Erdoğan, Önder Bali, Turhan Yükseler gibi ustalarla çalışmak oldu. Bu isimlerle çalışma imkânı her zaman karşınıza çıkmaz; çünkü bu ustalar piyasa işlerinde çok fazla yer alan isimler değiller.

***

- Murat Yelken'in eğitimi nedir?

- 2001 yılında, Suden Pamir'in bölüm başkanı olduğu Akademi İstanbul Ses Mühendisliği bölümünden mezun oldum.

***


- Murat Yelken kimdir?

- Küçük yaşlarda piyano ve gitar dersleri aldım. Bu noktada müzisyen olan babamın (Atilla Yelken), bir "usta" olarak bana çok büyük katkıları olmuştur. Liseyi bitirdikten sonra bir müzik grubu kurarak yıllarca müzisyen olarak çalıştım. Bu çalışmalar esnasında müzik teknolojisine olan merakım müziğe olan merakıma biraz daha ağır bastı ve bir stüdyoda çalışmaya başladım. Bu sıralarda okula da devam ettim.

Başlarda daimi, daha sonra serbest (free lance) olarak çeşitli tarzlarda projeler yapan birçok stüdyoda kayıt, miks ve mastering işleri yaptım. Bu dönem içinde ünlü, ünsüz pek çok sanatçı ve aranjörle sayısız albüm projeleri gerçekleştirdim; çeşitli reklam ve dizi müziği işlerinin üretim ve uygulama aşamalarında yer aldım. Şu günlerde, kendi stüdyomda çeşitli projeler üzerinde çalışmalarıma devam ediyorum.

***


- Müzisyen bir yanınız var mı?

- Evet var. Daha önce de bahsettiğim gibi, müzisyen olan babamın da yönlendirmesiyle küçük yaşlarda piyano ve gitar dersleri aldım. Yedi yıl boyunca profesyonel müzisyen olarak çalıştım.

***



- Bugüne kadar kimlerle çalıştınız?

- Piyasada geçen bunca yılın ardından, beraber çalıştığım herkesi tek tek hatırlamam, ne yazık ki pek mümkün değil. Bu nedenle, şu anda aklıma gelmeyen isimlerden peşinen özür dilerim. Şöyle bir düşündüğümde, Ali Kocatepe’nin tribute albümünde, Deniz Seki, Özcan Deniz, Nükhet Duru, Ayşegül Aldinç, Ferhat Göçer, Özdemir Erdoğan, Keremcem, Işın Karaca, Ege, Harun Kolçak, ayrıca solo albümlerinde Müslüm Gürses, İbrahim Tatlıses, Petek Dinçöz, Bendeniz, Songül Karlı, Çelik, Taner, Berdan Mardini, aranjör olarak ta Suat Aydoğan, Garo Mafyan gibi ismler ilk aklıma gelenler.

***


- Stüdyo işinde sanatçıyı memnun etmek genellikle zordur. Sanatçılarla iletişim için özel bir yöntem takip ediyor musunuz?

- Kişiye göre değişiklik göstermeniz gerekebiliyor. Ama genelde onları eleştirmeden, onları rahatlatmaya yönelik şekilde davranırım. En tecrübeli, en ünlü solist bile stüdyoda şarkı söylerken heyecanlanır aslında; bazı solistlerin, odaya girince küçük çocuktan farkları kalmaz. Solistin, karşısında hiç tanımadığı biri varsa stresi biraz daha artar. Ancak sizin tecrübenizi ve yapıcı yaklaşımınızı gördükçe rahatlar ve performansı artar. Müzikal olarak bir şeyleri paylaşıp samimiyet arttıkça da çalışma (solist) daha verimli olur zaten. Ben açıkçası sanatçıları memnun etmek açısından bir sıkıntı yaşamıyorum. Aslında kendileriyle sorunları olup, bitmek tükenmek bilmeyen istekleriyle mühendisi yormaya çalışan sanatçılara çok sık rastlamıyorum. Ama çıkarsa da onlara “dur” diyorum; yoksa o iş bitmez.

***



- Çalıştığınız isimler arasında en uyumlu olduğunuzu düşündüğünüz kişiler kimler?

- Çalıştığınız insanlarla kişilik olarak uyuşup müzikal olarak uyuşamayabilirsiniz veya tersi gerçekleşebilir. Tabii ki herkesin tercih edeceği ikisinin birden gerçekleşmesi. İşe sanatçılar, aranjörler açısından bakarsanız: Eskiden böyle değildi belki ama artık sanatçılar da aranjörler de, teknisyenler de uyumlu bir çalışmanın peşindeler; çünkü herkes artık anladı ki bu, verimli bir çalışmanın olmazsa olmaz nitelikteki ön koşulu. Ben kendi açımdan bir değerlendirme yaptığımda herkesle bir şekilde uyum sağladığımı düşünüyorum.

***


- Sizce Türkiye’deki ekipmanlar yeterli mi? Yani sizi veya sanatçıları doyurabilecek düzeyde mi? Genel olarak Türkiye'deki stüdyolar hakkında neler düşünüyorsunuz?



- Derinlikli bir teknik bilgiye sahip olmayan insanlar bir stüdyoyu sadece teknik ekipmanlarıyla değerlendiriyorlar; ancak bu çok yanlış. Ekipman mutlaka çok önemli, fakat ekipmandan daha önemli olan stüdyonun tasarımı: izolasyonu, yerleşimi, akustiği, göze görünmeyen katmanlardaki malzemenin kalitesi gibi.

Müzisyenlerin kurmuş olduğu stüdyolarda ekipman seçimleri genelde satıcıların yönlendirmeleriyle ve/veya sağdan soldan gelen önerilere göre yapılıyor: alan da anlamıyor satan da anlamıyor ve adeta bir kör döğüşü sürüp gidiyor. Bu alım satım trafiğinde, birbiriyle uyumsuz cihazlar bir araya getiriliyor, önemi anlaşılamadığı için çok gerekli olan bazı ara katlar alınmıyor. Bunun sonucunda ses mühendisi türlü zorluklarla mücadele etmek, imkânsızlıklara karşı çeşitli çareler üretmek zorunda kalıyor.

Türkiye'deki stüdyoların eksiklerini saymakla bitiremeyiz. Bilgi ve tecrübe eksikliği çok önemli. Ancak bundan çok daha vahim olan, bu eksiğin farkında olunmaması, bilgiye ve tecrübeye saygı duyulmaması. Ülkemizde birçok insan, kayda değer paralar harcayarak stüdyo kuruyor. Fakat hiçbir deneyime dayanmayan ekipman seçimleri nedeniyle, kurulan bu pahalı stüdyo istenen üstün performansı yakalamak bir yana, zaman zaman orta sınıf bir stüdyo bile olamıyor. Madolyonun öbür yüzündeyse, çok az sayıda olmalarına karşılık, dar bütçelerle uyumlu ve verimli stüdyolar oluşturan kişiler de var. Türkiye'de iyi kayıt alabileceğiniz, miks yapabileceğiniz stüdyo sayısı, ne yazık ki, çok fazla değil. Üst sınıf stüdyo anlamındaysa sadece İmaj'ı sayabilirim.

Kendi sınıflarında önemli bir yere sahip bazı cihazları, bazı markaları Türkiye'de bulmak imkânımızın olmamasına karşın, birçok üst sınıf ekipmana ulaşmak mümkün. Bu nedenle stüdyo kurma aşamasında daha önemli olan etken bilgi eksikliği ve yaklaşım hataları. Bu işte de maalesef tıpkı futbolda olduğu gibi herkes kendini uzman olarak görüyor. Bu konuda konuşmayı eğlenceli buluyorlar. Bu işin en önemli ayraçlarından biri bütçe. Telif hakları ile ilgili kanun gerektiği gibi işlediği takdirde bu işteki kazanç artacaktır. Bu noktaya gelindiğinde Türkiye'de daha bütçeli, daha kaliteli stüdyolar kurulacağına inanıyorum. O zaman, Avrupa'daki, Amerika'daki orta sınıf müzisyenlerin ev stüdyolarının dahi buradaki iyi stüdyolardan daha ileride olması durumu aşılır. Bu sayede piyasaya bir canlılık gelir, üretim de fazlalaşır.

Tek gereken şey, bu işteki ehil insanlara bunu teslim etmeleri. Kendi kendilerine, bilinçsizce stüdyo kurmamaları.

Sanatçının memnun olması durumuna gelince: Stüdyonun biraz gösterişli görünmesi, bilinen ve tecrübeli bir mühendisi olması, kendisi çalışırken cihazlarda bir problem çıkmamış olması, birkaç tane ünlü ismin orada çalışmış olması sanatçıların pek çoğu açısından zaten yeterli oluyor. Ama sanatçı, stüdyo işine biraz meraklıysa yandınız demektir; sorar da sorar…

***


Sahnesini çok beğendiğiniz sanatçılar var mı?

Kenan Doğulu' nun pozitif enerjisini beğenirim, Ferhat Göçer kendine baktırmayı biliyor. Kaan Yalçın'ın da çok değişik ve etkileyici bir sahnesi var.

Yabancılardan müthiş sahne karizmalarıyla Anastacia, Axl Rose ve hala Mick Jagger derim.


- Peki sizi diğer ses mühendislerinden ayıran özellikleriniz nelerdir?

- Bu işe aşık, bu işe gönül vermiş, bu işle yatıp kalkan, yetenekli ve hala kendini geliştirmeye çabalayan, birçok şeyi paylaştığımız pek çok arkadaşımız var. Ama her sektörde olduğu gibi bu sektörde de işine gerekli özeni göstermeyen insanlar bulunmakta. Kendimi başkalarıyla kıyaslamam pek doğru olmasa da birer artı olduğunu düşündüğüm özelliklerim, analog çalışmış olmam (pratiklik ve en olmadık anda, en geriye dönmek gerektiği zamanlarda müdahale şansım), müziği bilmem, çabuk yorulmayıp çok iyi konsantre oluyor olmam, yoğunlaşıp işimden çok fazla keyif almam, çok çeşitli tarzlarda işler yapan stüdyolarda çok fazla zaman geçirip her iki sound'u ve müziği de, yani hem Türk müziği hem de batı müziği enstrümanlarını iyi tanımamdır diyebilirim. Şimdilerde zaten iki müzik de sound olarak birbirine epey yaklaştı. Birbirlerinden fazlaca yararlanıyorlar. En önemlisi, herşeyden önce iyi bir müzik dinleyicisiyim.

***


- Herhangi bir grupla çalışmadan önce veya çalışırken onların sound'una direk etki ediyor musunuz? Mesela grupla kafa kafaya verip bunu böyle şunu şöyle yapalım havasında muhabbetler oluyor mu? Ne gibi katkılarda bulunuyorsunuz?

- Bazen gerçekten fikrimi soranlar ve müdahale etmemi isteyenler oluyor. Bazen sadece “güzel olmuş” lafını duymak için soruyorlar.

Bazıları aranje ya da sound'larına müdahale edilmesinden hoşlanmaz ve bunun ayrı bir iş olduğunu anlamazlar. Birlikte bir çalışma yürütmek isteyenlerle ben de daha verimli çalışıyorum. Parçayı dinleyip sound'un gerektirdiklerini belirliyorum. Frekansların birbirlerinin ayağına basmamasına, aranjede kullanılan seslerin ona göre ayrıştırılmasına çalışıyorum. Bu aşamada önce parçada dikkat çekmesi, vurgulanması gereken tonları ve sesleri belirlerim. Fazlalıklar varsa elerim, gerekenleri eklerim. Parçaya uygun karakterde yeni sesler seçilmesi gerekiyorsa sesleri değiştirir ya da yenilerini üretirim. Böylece miks veya mastering yaparken benim de işim kolaylaşıyor, parçaya da miks veya mastering anlamında daha büyük katkılarda bulunabiliyorum. Dolayısıyla daha keyifle çalışıyorum. Bazen de miks aracılığıyla aranjeyi kurtarmaya çalışıyorum maalesef. Parçaya ve birbirine o kadar uyumsuz sesler seçilmiş oluyor ki onları miks yaparken yaklaştırmak gerekiyor. Bu da hem zor,hem de yorucu bir iş. Bazen aranjede yapılmış olan sound tasarımına müdahaleye gerek kalmıyor. Tek yapmanız gereken uygun bir kayıt düzeneği kurup, iyi bir miks çıkartmanız oluyor.

Eğer müşteri ile tanışmıyorsak veya daha önce çalışmamışsak çalışmaya başlamadan önce onlara nasıl bir sound istediklerini, düşündüklerini sorarım. Kafalarındakini duymaya çalışırım, çok özel istekleri varsa örnek dinletmelerini isterim. Benim neler yapabileceğimden ve nasıl bir anlayıştan hoşlandığımı anlatırım. Sonra çalıştıkça zaten her şey oturur. Bazen ben onların isteklerine uyarım, bazen onlar her şeyi bana bırakır, bazen de beraber bir şeyler ortaya çıkartırız.

Tabii bu anlattıklarım genelde geniş zamanlı yapılan projeler için geçerli oluyor. Özellikle reklam, tanıtım, jingle gibi çalışmalarda çok hızlı olmanız gerekebiliyor. Süre kısıtlaması olan albümler için de aynı şey geçerli.

***


- Tercih ettiğiniz veya kullandığınız ekipmanlar hakkında biraz bilgi verebilir misiniz?

- Bu, parçanın, aranjenin frekans durumuna, yoğunluğuna ve sadeliğine göre sürekli değişiklik gösteriyor. Solistlere kullanacağım mikrofon için de aynı şey geçerli. Elimde ne kadar çok alternatif malzeme olursa benim için o kadar iyi oluyor. Mesela, bir parçada akustik gitar çalınacaksa parçanın sertliğine ya da yumuşaklığına göre, kullanılacak gitarın da karakterini göz önünde bulundurarak, küçük ya da büyük diyaframlı, bas karakterli veya tiz karakterli bir mikrofonu tercih ediyorum. Mühim olan, parça ve gitarın hangi kayıt tekniğiyle ve hangi malzemeyle uyum sağladığı. Aynı albümün başka bir parçasında yine aynı gitar için başka bir seçenek uygulayabiliyorum. Önemli olan o parçanın durumunun ne gerektirdiği.

Türkiye'de bulunmayan Oktava mk-012 küçük diyaframlı mikrofonlarım birçok durumda vazgeçilmezimdir. Adam A7 monitörlerim ve tabii ki pro tools ve “DUY” plug-in'lerim de miks ve mastering'de asla değişmeyen ekipmanlarımdır.

***


- Peki son dönemde ki bu dijital tutkusu hakkında ne düşünüyorsunuz…Analog çalıştığınız zamanlara göre ne farklar var?

- Analoğun da dijitalin de iyi tarafları var. Dijitalin iyi yanları kolay düzenleme, çabukluk, eskiden dikkat etmeye bile cesaret edemediğimiz birçok ayrıntıya artık müdahale edebiliyor olmamız, otomasyon kolaylıkları, birçok plug-in sayesinde elimizin altında pek çok imkân bulunması. Mesela, eskiden DeEsser birçok proje stüdyosu ya da düşük bütçeyle kurulmuş ticari stüdyolar için lüks sayılıp alınamazken şimdi her programın içinde var. Her ne kadar analog atalarının mütevazi taklitleri olsalar da işe yarıyorlar. Dijitalin en büyük eksiği ise ses kalitesinin ve sıcaklığının eskisi gibi olamayışı. Bir de bazı şeylere dokunamayışınız. Dokunma ve duyma duyusunun aynı anda çalışması, en azından benim için, çok önemli. Bu yüzden en azından bir kontrol ünitesi tercih ediyorum. Eski yapılan işleri dinlediğimde şimdiki anlayışa göre çok fazla hata buluyorum. Oysa eskiden bunlar bize göre hata değildi. Ama artık müdahale etmek olanağı var. Eskiye çok saplanmak yanlısı değilim. Şimdi bütün dinleyicilerin kulağında bir duyum oluştu. Yaptığımız ve yapabileceğimiz tek şey analoğun sıcaklığını, duygusunu elimizdeki imkanlar ölçüsünde dijitalin içine sokmaya çalışmak. Zaten çoğumuz plug-in yerine mutlaka analog bir cihaz tercih ediyoruz.

Dijital çalışırken dikkat edilmesi gereken önemli şeylerden biri de müzikteki duyguyu yok etmemek. Dijitalin sunduğu kolaylıklardan fazlaca faydalanıp, zaman kazanmak adına yapılan şeyler bazen müzikal olarak götürüyle sonuçlanabiliyor. Fazlaca kopyalama yapmak, kötü veya gereksiz sampling kullanımları, mikslerde gereksiz uygulamalar, mastering'de yapılan gereksiz renklendirmeler ve daha birçok şey parçaları duygudan yoksunlaştırabiliyor. Tamamen analog çalışmaksa artık pek mümkün görünmüyor. Zaten mühendisler ve müzisyenler de bu yapıya alıştı. Buna uymaktan baska çaremiz de yok.


- Digital sistemlerin yayılması ve ucuzlamasıyla beraber birçok kişinin evinde irili ufaklı sistemler oluşmaya başladı. Amatör ya da bu işe yeni başlamış insanların kendilerine seçecekleri ekipman seçimi konusundaki görüşleriniz nelerdir?

- Öncelikle iyi duymaları, doğru duymaları. Kulaklarını bu yönde geliştirmeleri gerektiğine inandığım için, D/A dönüştürücü kalitesi yüksek olan, dinamik aralığı geniş ses kartları ile çalışmalarını ve mutlaka iyi bir hoparlör almalarını tavsiye ederim. Almayı düşündükleri hoparlörleri, önce “duymayı bilen” birine test ettirmeleri faydalı olacaktır. Evlerinde dinleme yaptıkları odanın akustiğini de mümkün olduğunca iyi ayarlamaları, buna harcanacak paradan kaçınmamaları gerekir.

- Yeni başlayanlara tavsiyeleriniz neler olabilir?

- Öncelikle kulaklarını eğitmeliler. Bol bol müzik dinlemeleri, çeşitli tarzların iyi örneklerini doğru bir sistemde analiz etmeleri gerekir. Bazen de sadece dinleyici kulağıyla dinlemeliler. Kulaklarını geliştirmeleri ilk öncelik. Bunu bilgiyle destekleyip beraber yürütmeliler. Ama bilgi, yanlış duyum sonucunda çaresiz kalır. Bir de çalışırken sıkılıyorlarsa bu işe hiç başlamasınlar derim. Sıkılgan yapıları olan insanlara göre bir iş değil bu.

***


- Eğitimin size faydaları neler oldu? İnternet ve çok moda olan forumlardaki bilgi paylaşımları hakkında neler düşünüyorsunuz?


- Şimdi bilgiye ulaşmak internet sayesinde daha kolay gibi görünüyor. Ama neticede merak ettiğiniz konuyu araştırıyorsunuz ve derme çatma bir bilgiye sahip oluyorsunuz. Kademeli ve sistemli bir şekilde ilerlemeniz ve bilgileri sindirmeniz için okul şart. Forumlarda yapılan bilgi paylaşımları da önemli. Ama konuya tam hakim olmayıp buralardan fikir sahibi olmaya çalışanlar, kimin, neyi, ne kadar doğru söylediğini anlayamıyor. Ve daha da komiği, birkaç ay sonra okuduklarına istinaden yalan yanlış tavsiyeler vermeye başlıyorlar. Forum ortamlarında daha ziyade profesyonel kişilerin tecrübelerinin birbirine daha fazla faydası oluyor diye düşünüyorum. Yani internetten okuyup da ses mühendisi olamazsınız.

***

Şuan Buradasınız Mezunlarımız Murat Yelken - Ses Mühendisi